Bolu Hakkında

İL TRAFİK KODU : 14

Yüzölçümü : 8323 km ²

Nüfus : 299.896 (İl Geneli)

Coğrafya :
Bolu ili Yurdumuzun Batı Karadeniz Bölgesinde, 30º 32’ ve 32º 36’ doğu boylamları, 40º 06’ ve 41º 01’ kuzey enlemleri arasında yer almaktadır. İlimizin batısında; Sakarya ve Düzce, güneybatısında; Bilecik ve Eskişehir, güneyinde; Ankara, doğusunda; Çankırı ve Karabük, kuzeyinde; Zonguldak illeri vardır.

İlin merkez ilçe haricinde 8 İlçesi, 4 beldesi ve 511 köyü vardır.

 

Coğrafi Konumu

Bolu’nun doğusunda Çankırı, kuzeydoğusunda Karabük, kuzeyinde Zonguldak ve Karadeniz, batısında Düzce, güneyinde Ankara bulunmaktadır.

Dağlar: İl topraklarının % 56’ sını kaplamaktadır. lin güneybatı – kuzeydoğu istikametinde Bolu Dağları; en yüksek yeri 1980 m. ile Çele Doruğu, ve Abant Dağları (1748 m.), Gerede’nin kuzeyinde Arkot (1877 m.) ve Göl Dağları (1112 m.)dır. En güneyde ilk iki sıradan daha yüksek olan ve genel olarak Köroğlu Dağları (en yüksek yeri 2499 m.) adı verilen volkanik dağlar uzanır. Bolu’nun güneyindeki uzantısı Seben Dağları 1854 m. Mudurnu civarında Ardıç Dağları 1443 m. Güneydeki Çal Tepesi ise 1640 m. yüksekliğindedir.

Ovalar: İl Yüzölçümünün % 8’ini kaplayan ovalar genel olarak batı – doğu istikametinde uzanırlar. 725 m. yükseltideki Bolu Ovası ve 1300 m. yükseltideki Gerede Ovaları en genişleridir. Diğer ovalar ise Yeniçağa Ovası, Mudurnu Ovası ve Göynük ilçesinin güneyinde Himmetoğlu Ovasıdır.

Akarsular: Bolu’da en önemli akarsular Büyüksu, Mengen Çayı, Aladağ Çayı, Mudurnu Çayı , Göynük Suyu, Çatak Suyu ve Gerede Çayıdır.

Göller : Yörede morfolojik yapının karmaşıklığı, akarsu sayısının çokluğu, yükselti farklılıkları ve eğimin fazlalığı gibi faktörler çok sayıda gölün oluşmasına neden olmuştur. Havzaların ve çanakların yüzölçümlerinin küçüklüğü göllerin de küçük alanlı olması sonucunu doğurmuştur. Abant Gölü, Yeniçağa, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Karagöl, Sülüklügöl, Karamurat en önemli göllerdir.

İklim: Bolu genellikle Batı Karadeniz ve Karadeniz iklim tiplerinin içinde yer almaktadır. Bunun yanında güneybatı bölümlerinde Marmara ve İç Anadolu iklim tipleri de görülmektedir. Son 52 yıllık verilere göre ortalama günlük güneşlenme süresi 5 saat 49 dakika, yıllık yağış 536 mm. yıllık ortalama yağışlı gün sayısı ise 137 gündür.

Bitki Örtüsü: Bolu’da hakim bitki örtüsü ormanlardır. İl topraklarının %55’i ormanlarla kaplıdır. Karadere, Seben ve Aladağ Ormanları yurdumuzun en zengin ormanlarıdır. Hakim ağaç türleri kayın, gürgen, ıhlamur, dişbudak, meşe, kızılağaç, karaağaç, kavak, köknar ve sarıçamdır.

Ulaşım : Ankara–İstanbul karayolu üzerinde bulunan Bolu’ya sadece kara yolu ile ulaşım sağlanabilmektedir.

Tarihçe :M.Ö. 1200’lü yıllarda bütün Hitit toprakları gibi Bolu da Friglerin elindeydi. M.Ö. 6. asırda Persler bölgeye hakim oldular. M.Ö. 336’da Büyük İskender Persleri yenerek Anadolu’nun bir çok yeri gibi Bolu’yu da ele geçirdi. Büyük İskender’in ölümü üzerine Makedonya yıkılınca Bolu bölgesinde Bitinya Krallığı kuruldu. Yazılı belgeler, o dönemlerden kalan arkeolojik eserler ve tarih kaynaklarına göre, Trak göçleri sonunda Sakarya ve Filyos Nehrinin yayı içine yerleşen halk “Bithyn” ismi ile anılıyordu. Bu yüzden Bolu’nun da içinde bulunduğu Kuzeybatı Anadolu’ya “Bithynia” denilmiştir. Bithynler tarafından Salonia Campus denilen Bolu Ovası ve çevresinin adı Romalılar tarafından “Claudio Polis” olarak değiştirilmiştir. Bolu isminin de “Polis”ten geldiği sanılmaktadır. Üç tepe üzerinde kurulmuş olan şehir içte ve dışta surlara sahipti. Şehrin kuzeyinde Halı Hisarı bölgesinde bu surların kalıntıları görülebilmektedir. 1071 Malazgirt zaferinden sonra batıya yayılan Türkmenler 3 yıl sonra Bolu’ya yerleştiler. Selçuklu Devleti’nin komutanları Artuk, Tutuk, Danişmend, Karateki ve Saltuk Beyler Süleyman Şah’ın emrinde İstanbul sınırına dayandılar. Bu akınlar sırasında Bolu, Horasanlı Aslahaddin tarafından fethedilmiştir.

Bolu Yöresine Osmanlı akını ilk kez Osman Gazi tarafından başlatılmıştır. Bolu yöresinin tümüyle fethedilmesi ise Orhan Gazi döneminin ilk yıllarına (1324 – 1326) rastlar. Bir başka rivayete göre Osmanlılar zamanında bölgede, bol olarak Uluğ – Alim olması nedeniyle önceleri “Bol Uluğ”, zamanla yöre “BOLU” olarak isimlendirilmiştir. Yıldırım Beyazid’in ölümü ile başlayan şehzadeler savaşına Bolu, birçok kez sahne oldu. Bolu, Ankara Savaşı sonrası Timur’un talan ettiği bölgelerin dışında kaldığı gibi, bu tehlike bitinceye kadar, Osmanlı Devleti’nin 2. kurucusu sayılan Çelebi Mehmet’i de Kızık Yaylasında barındıran belde olmuştur. Çelebi Mehmet’in Osmanlı Devleti’nin birliğini sağlamasından sonra ise Bolu, düzenli bir yönetime kavuştu.

1324 – 1692 yılları arasında Bolu, 36 kazası olan bir sancak beyliği idi. XVI. Yüzyılda Bolu, ikinci derece Şehzade sancaklarından biri oldu. 2. Bayezit döneminde Şehzade Süleyman (Kanuni) buraya atandı. 1683-1792 yılları arasında Bolu, Voyvodalıkla yönetildi. II. Mahmut zamanında ise Mutasarrıflığa dönüştürüldü. (1811) Tanzimat sonrası Bolu; Kastamonu eyaletine bağlandı (1864). 1909 yılında ise tekrar Mutasarrıflığa dönüştürüldü.

Mondros Mütarekesi’nin yürürlüğe girmesi ve İzmir’in işgal edilmesinin ardından Bolu yöresinde ilk Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Gerede’de örgütlendi. Bolu 1. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında düşman işgaline uğramadı fakat maddi zarar gördü. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yapılan milli mücadele dönemlerinin sonunda Bolu, 10 Ekim 1923’de Mutasarrıflık devrini tamamladı ve vilayet haline getirildi.

Kültürel Değerler

Kültür Dil

İlimizde konuşma ve yazı dili sade bir ifade tarzıyla Türkçe’dir.Ağız ve şive olarak belirgin şekliyle: niçun gelmeyan, napıyen,oluncası,gelincesi,nem ben,bilmeyonku gibi örneklendirilebilir.Gün,hafta ve ay adları resmi takvimimizde olduğu gibi kullanılmaktadır. Sadece pazar günü “kapalı pazar veya dernek” pazartesi “Bolu pazarı” günüdür.

Edebiyat

Anadolu’da bir çok yerde makamı olduğu bilinen YUNUS EMRE’nin ilahileri ve şiirleri Bolu ve çevresinden derlenen çok sayıdaki cönklerde görülmektedir. Hatta Yunusun ilahileri ile düğün törenlerinde gelin ve damat yeni bir kumaş üzerinden birkaç kez yürütülür.Mengen ilçemizin Gökçesu nahiyesinde Yunuslar Köyü ve Yunus mezarı diye ziyaret edilen bir yer vardır.

Kemal Ümmi XV. Yy.da yaşamış mutasavvıf şairdir.Her yıl ,ömrünün önemli bir bölümünü geçirmiş olduğu Bolu’nun Sazak bölgesindeki Tekke Köyünde adına geleneksel anma günü düzenlenmektedir.

XVI.yy sonlarında yaşadığı bilinen destan kahramanımız Köroğlu Bolu deyince akla gelen isimlerden biridir. Ayrıca kılıç kalkan ile oynanan Köroğlu oyunu mevcuttur.İl merkezinde Belediye meydanında bulunan Köroğlu heykeli dikkat çekicidir.

1772 yılında Yeniçağ Şahnalar köyünde doğan asıl adı İbrahim olan Aşık Dertli 1845 yılında Ankara’da vefat etmiştir.Şair Dertli’nin anıt mezarı Bolu Gerede karayolu üzerinde Şahnalar köyünde bulunmaktadır. Her yıl anma günü düzenlenmektedir.Geredeli Figani,Mudurnulu Yağcı Emin çıraklarıdır.

Türküler

Estireyim mi estireyim mi
Yavrum sana fistan kestireyim mi
Üç o yandan beş bu yandan
Yavrum bir de Abant yaylasından
Köprünün altında diken
Yavrum yaktın beni gül iken
Mevlam seni de yaksın
Üç günlük gelin iken

Köroğlu

Hey hey efeler hey hey
Benden selam olsun Bolu Beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
At kişnemesinden kargı sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir
Hey hey efeler hey hey
Ben bir Köroğluyum dağda gezerim
Esen rüzgarlarda hile sezerim
Demir külünk ile başın ezerim
Dağlar seda verip seslenmelidir
Hey hey efeler hey hey
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır

Kalıplaşmış Sözler

 

Acıtma arsız edersin,acıktırma hırsız edersin

Ağızdan burun yakın,kardaştan karın yakın

Ağzı eğri olsa da,zengin karısı söylesin

Allah dört gözden ayırmasın

Allah kötüler bahtı versin

Ana baba tahtını yapar bahtını yapamaz

Bolu’lunun taşınca ayranı,tanımaz bayramı

Burası Bolu, öyne de olu, böyne de olu

Çok endeleyen ya kele, ya köre

Dilmi güzel, dilber mi güzel

Ekmek elin, su gölün, odun abant’ın

Engelsiz döngel yenmiyor

Evin geniş olacağına elin geniş olsun

Fukaranın döngeli köhnümez

Kırk gün kıran olmuş, gene de eceli gelen ölmüş

Sevip dostuna, boşanıp kocana varma

Silahla yaşayan, silaha kurban olur

Uşağın hoşafta hakkı olmaz

Yük altındaki eşek anırmaz

Zaman sana uymazsa sen zamana uy

Allah göynünün muradını versin

Bayramlar, Törenler, Kutlamalar

Dini bayramımız olan Kurban bayramı dini vecibelere göre kutlanmaktadır.Ramazan bayramına üç ay kala her evde hareket başlar.Dileyen üç ay orucuna başlar veya üç gün oruç tutar.Şaban ayının on beşinden sonra temizlik başlar.Camlar silinir,çamaşırlar yıkanır.Ramazana hazırlanırken komşu bayanlar toplanıp yufka açarlar. Ramazanda Kuran okunur,mukabeleye gidilir, her evde öncelikle fakir ve dul olanlar iftar yemeğine alınır, muhtaçlara yardım edilir. Ramazanın simgesi haline gelmiş iftar topu, sahurda çalınan davul olduğu gibi birde Ramazan pidesi vardır.İftardan önce kahvaltılık çıkartılır,çorba,pilav,dolma,et yemeği,komposto, tatlı, salata yapılır.Çok eskilerde Ramazan ayında Karagöz oynatıldığı, dışarıdan gelen cambaz ve kuklaların çok rağbet gördüğü anlatılmaktadır.Kandillerde hamurdan lokma dağıtılır.Sahurda keşli cevizli makarna yenilmektedir.

İnanışlar

Cuma günü öküz koşulmaz, ev işi yapılmaz. Salı günü yeni bir elişine başlanılmaz,Salı sallanır. Ayın başında ekin ekilmez. Kadın hasta olduğunda sandığına açmaz, turşuya el değmez, turşu bozulur.Kırkı çıkmamış bebeği görmeye gitmez, bebek sarılık olur. İki bayram arası düğün olmaz. Güneş tutulurken namaz kılınır, ay tutulurken silah atılır. Kara kedi uğursuzluk sayılır. Köpek uluması hayra yorulmaz. Baykuşun bir evin bacasına konması ve ötmesi o evden ölü çıkacağına delalettir. Kazak başlarken lastik örgü yarım bırakılırsa iş üremez. Üzerine kuş pislemesi talihin açılacağına işarettir. Gece dışarıya çöp atılmaz, cin çarpar.Gece sakız çiğnenmez, ölü eti çiğnenir. Kapı eşiğine oturulmaz, iftiraya uğrarsın.Kız istemeye gidilirken hayırlı olması için Perşembe akşamı tercih edilir.Önce sağ ayakkabı giyilir.

Köroğlu

Efsane Halk Kahramanı Köroğlu

Destan Kahramanı ve halk ozanı. Asıl adı Ali Ruşen’dir. Çok çeşitli “rivayetleri” bulunmakla birlikte, yaşamı üstüne kesin bir bilgi yoktur. Ancak, 1579-1581 yıllarında Anadolu Beylerbeyi’ne, Köroğlu’nun yakalanması için hükümler yazılması ve aynı yıllarda Bolu Beyi’ne başkaldırması, destan kahramanının varlığı üstüne ipuçları vermektedir. Ozan Köroğlu’nun koçaklamaları, güzellemeleri halk şiirinde önemli bir yer tutar. Ünlü bir destana konu olmuş bir halk kahramanıdır. Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir halk şairi de vardır. Ama tarihî kişiliği bilinemeyen, asıl Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde yaşamış, sonradan ünü bütün Anadolu’ya yayılmıştır. Babası da Bolu beyi tarafından gözlerine mil çektirilerek cezalandırıldığı için Köroğlu diye tanınmıştır. Zulme karşı ayaklanarak halkın hakkını koruması, onu destansı bir kahraman haline getirir.

XVII. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde merkeze bağlı olmayan teşkilâtın iyice meydana çıktığı, buna karşılık, saraya bağlı, sadrâzama bağlı beylerin, valilerin de yer yer başlarına buyruk olarak halka zulmedebildikleri bir devirdir.

İşte böyle bir devirde Bolu Beyi Süleyman Bey, kendisine bunca yıl hizmet etmiş seyislerinden birine fena halde kızarak gözlerine mil çekilmesini emretmişti. Bolu Bey’i son derece katı yürekli, zalim bir adamdı. Her ne kadar kendisini sevenler araya girdilerse de dediğinden dönmedi. Buyruğunu vaktinde yerine getirmemiş olan zavallı seyisin gözleri kör edildi ve sıska bir ata bindirilerek kaleden dışarı atıldı.

Yaralı seyis at sırtında yolda kalınca sesini çok iyi tanıyan atının kulağına eğildi ve:

– Dünya bana zindan oldu, beni köyüme götür… dedi.

Az gittiler, uz gittiler, dere tepe düz gittiler, sonunda seyisin köyüne vardılar. Uzaktan at sırtında yığılı babacığının geldiğini gören on beş yaşındaki oğlu, ermiş yetmiş bir insan gibi onun ıstırabını anladı, koşup attan indirdi, anasının yanına getirdi. Seyis olanları “Hal ve keyfiyet böyle böyle” diye bir bir anlattı, oğulcuğundan öcünün alınmasını vasiyet ederek oracıkta ruhunu teslim etti. Köroğlu, on beş yaşında ata bindi. Babasına verilen kır at canlandı, sıskalığı gitti, şahbaz bir hayvan oldu. Köroğlu, atına atladığı gibi dağlara çıktı. Kılıç kuşandı. Babasının intikamını almak üzere ant içti. Yolda rastladığı bir çobanın sazını alarak terkisine asmıştı. Kime rastlasa hayvanını durdurur, sazını eline alır, tıngırdatarak Bolu Beyinin zulmünü anlatırdı. Her yerde aradığı bu zâlim adama günün birinde rastlayacağını biliyordu. Giderek hayvanı rüzgâr kesildi. Nerede bir yolsuzluk olsa köylü Köroğlu’na haber salardı. O da gelir, ortalığı düzene kordu. 

Bir gün Çamlıbel’de konaklamıştı. Bir kervancının, yolcularından bir genç adamı soyup döverek uçuruma attığını gördü. Bir kılıçta kervancının başını uçurdu. Öteki adamlar kendisine hayır dua ettiler. Uçurumdan çıkardığı genç yolcu ise: “Hayatımı kurtardın, gayri ben senin kulun kölenim” dedi. Köroğlu onun adının Ayvaz olduğunu, kervanın da Bolu, Beyine yük götürdüğünü öğrenince Ayvaz’ı yanına aldı. Beraber yola çıktılar.

Bir Köroğlu, bir Ayvaz, etrafı kasıp kavuran, fakir köylüyü haraca kesen zâlim Bolu Bey’ini bulmaya çıktılar. Şehre yaklaştıkları sırada bir kale vardı. Sabahın bir vaktinde kale mazgallarından hazin bir şarkı duydular. Bu şarkıyla bir genç kız kendisinin Bolu Beyi’nin kızı olduğunu, babasının sırf kimseyi sevmesin diye kendisini oraya kapadığını göz yaşları içinde anlatıyordu. Köroğlu sazı eline aldı, kıza sabırlı olmasını, dönüşte kendisini kurtaracağını söyledi. Bolu’ya vardıklarında büyük bir alana halk toplanmıştı. Şenlikler yapılıyordu. Köroğlu elbise değiştirerek pehlivanlar arasına katıldı. Bir bir hepsini alt etti. Sonunda Bolu Bey’i huzuruna çağırttı onu ve:

– Bre pehlivan, sen kimsin? Seni muhafızlarıma bey yaptım…dedi. Köroğlu da: “İşte ben o gözlerini kör ettirdiğin seyisin oğluyum” diyerek kılıcını çaldığı gibi herkesin dehşet dolu bakışları önünde Bolu beyinin kellesini uçurdu ve halkı bir zâlimden kurtardı. Ondan sonra hemen Ayvaz’ı gönderip kaleden Beyin kızını getirdi. Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle kendine nikâhladı. O tarihten sonra Bolu Bey’i olarak halka adaletle muamele etti. Onun şu sözleri yüzyıllar boyu dilden dile dolaşmıştır:

Bizden selâm olsun Bolu Beyi’ne
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından, kalkan sesinden
Dağlar sada verip seslenmelidir

Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

Benden selam olsun Bolu Beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
At kişnemesinden kargı sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir

Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icad oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır

Köroğlu düşer mi eski şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kırat köpüğünden düşman kanından
Çevre dolup şalvar ıslanmalıdır

Köroğlu

İlçeler Hakkında

[toggle title=”Dörtdivan” state=”close”]Bolu’nun doğusunda yer alan ilçe, doğusunda Gerede, batısında Bolu, kuzeyinde Yeniçağa, güneyinde ise yine Gerede ve Bolu toprakları ile sınırlı olarak yaklaşık 284 km2 alana sahiptir. İlçenin rakımı 1.167 metredir. Köroğlu Dağları’da ilçenin güneybatısından hafif bir yay çizerek kuzeye doğru uzanır ve ilçenin batı doğal sınırlarını çizer. Dörtdivan, yerleşim yerleri, tarımsal alanlar genelde düzlük ve ovalıktır. Bu nedenle de yerleşim birimleri birbirine çok yakındır. İlçenin en önemli akarsuyu Köroğlu Dağları’nın doğu yamacında iki kol halinde çıkıp, Dörtdivan Ovası’nda birleşen, Gerede Ovası ortasından batı – doğu doğrultusunda akan, Filyos Çayı’na karışarak Karadeniz’e dökülen Ulusu Çayı’dır. 284 km2’lik bir alana sahip olan ilçe, 8’i mahalle, 24’ü köy olmak üzere toplam 32 idari birimden oluşmuştur. 2010 yılı genel nüfus tespitine göre ilçe merkezinin nüfusu 3.104, köylerin toplam nüfusu ise 3.004 olarak tespit edilmiş olup, toplam nüfus 6.108’dir. Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya gelen Oğuz Türklerinin Kayı boyundan bir bölümü 1074 – 1076 yıllarında Dörtdivan ve çevresine yerleşmişlerdir. Yerleştikleri yerlere Oğuz boylarına özgü isimler vermişler. Bu durumu ilçenin köylerin isimlerinde sıkça görmek mümkündür: Adakınık, Dülger, Bünüş, Çalköy. Dörtdivan’ın bir yerleşim birimi olarak kurulmasının 1197’de I. Alaaddin Keykubat zamanında olduğu tahmin edilmektedir. Halk şairi Köroğlu, ilçenin Aşağısayık Köyü, Hesinler Mahallesi’nde doğmuştur. Yine Dörtdivan, Bolu’nun Bağımsız Mutasarrıflık olduğu dönemde 39 kazadan biri idi. 9.5.1990 tarih ve 3644 sayılı Kanun ile ilçe olmuştur. Dörtdivan, öteden beri tarımla uğraşan bir yöre olup, arpa, buğday, patates yetiştiriciliği yapılmaktadır. İlçede büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık da yapılmaktadır. Büyükbaş hayvan sayısı 6.740, küçükbaş hayvan sayısı 7.150 adettir. İlçede arı potansiyeli gittikçe azalmakta olup, 2010 yılı itibariyle ilçe merkezi ve köylerde 600 adet kovan kalmıştır. Son 20 senedir broiler türü et tavukçuluğu yapılmaktadır. İlçede broiler kümes âdeti 200 olup, yıllık toplam kapasitesi 2.500.000′dir. İlçenin merkez mahalleleri de dâhil olmak üzere hayvancılık yapan tüm yerleşim birimlerinde yaylacılık halen yapılmaktadır. Yılın 3 ay gibi bir kısmı (Mayıs, Haziran, Temmuz) ayları yaylalarda geçer. İlçede her yıl tarım hasadı sonrası iki panayır yapılmaktadır. Üreticiler, ürünlerini bir bölümünü bu panayırlarda değerlendirmektedir. Yine yaylalarda, yayla dönüşüne yakın Temmuzun 2. 3. ve 4. haftalarında yayla şenlikleri (köylere has) düzenlenmektedir.[/toggle]

[toggle title=”Gerede” state=”close”]Bolu’nun doğusunda yer alan ilçenin güneydoğusunda Kızılcahamam ve Çamlıdere, kuzey doğusunda Çerkeş ve Eskipazar, güneybatısında Dörtdivan, kuzeyinde Mengen, batısında Yeniçağa toprakları ile sınırlı olarak yaklaşık 1.059 km2 alana sahiptir. İlçenin rakımı 1.350 metre olup, nüfusu 34.679 kişidir. İl merkezine uzaklığı 50 km’dir. Bolu’nun en eski ilçesidir. İlçede el sanatlarından bakırcılık, deri imalatı, kemercilik, demircilik, marangoz işleri ve buna dayalı sanayiye dayanmaktadır. İlçede birisi faal iki ‘Organize Sanayi Bölgesi’ bulunmaktadır. İlçe merkezi 8 mahalleden oluşmuştur. Ayrıca ilçe merkezine bağlı 92 köy bulunmaktadır. İlçede; Asar Kale, Keçi Kalesi kalıntıları, Kiliseli Han diye bilinen tarihi tüccar hanı, Yukarı Tekke Camii, Aşağı Tekke Camii Türbesi, Yıldırım Bayezit Camii, Esentepe’deki Ramazan Dede Türbeleri, gezilip görülebilecek tarihi eserler ve yerlerdir. İlçenin kuzeyinde Esentepe ve Arkut Dağları’ndaki yaylalar başlıca mesirelik alanlardır. Özellikle Gerede yaylaları yayla turizmine çok uygundur. Esentepe ve Arkut Dağı bölgesinde kış sporları ve kayak yapmak mümkündür. Ayrıca yaz aylarında spor, kamp ve piknik yapma imkânı vardır. Esentepe Yağlı Güreşleri, Temmuz ayı içerisinde yapılmaktadır. Ayrıca Eylül ayının 2. Haftası yapılan Gerede Panayırı büyük ilgi görmektedir.[/toggle]

[toggle title=”Göynük” state=”close”]Göynük, Bolu şehir merkezine 98 km uzaklıkta bulunmaktadır. 1.437 km2’lik bir alana kurulu bulunan ilçe, 730 metre rakımdadır. Göynük’te, Türk yaşayış ve yerleşme biçiminin en önemli örneklerini görmek mümkündür. Göynük, mimarisinin ve doğal güzelliğinin yanında gelensel yaşam biçiminin günümüzde de hala sürdürebilmesi ile ön plana çıkmaktadır. Yörenin ilk yerleşimcileri İskitler ve Traklar’dır. Yöre, Helenistik Dönem’e kadar Bithinya egemenliğinde bulunmakta idi. Daha sonra sırasıyla Büyük İskender, Roma ve Bizans’ın yerleşim yeri olmuştur. Osmanlılardan önce Selçukluların bir kolu olan Umur Bey Han Beyliği’nin başkenti olan yöre, Osman Bey tarafından 1292 tarihinde Osmanlı topraklarına geçmiştir. Göynük’te, Roma, Bizans ve Anadolu tarihi ile iç içedir. Roma Askeri Yolu’nun Dadastan adı ile bilinen ve şimdiki adıyla Göynük olan ilçe, geçtiği tarih kitaplarında ifade edilmektedir. Göynük’ün bilinen en eski adı Koinon Gallicanon’dur. İlçenin Susuz, Kilciler, Narzanlar, Boyacılar köylerinde ve bu köylerin civarlarında Bizans Dönemi’ne ait yazı taşları bulunmaktadır. Ayrıca Kilciler Köyü’nde birde kilise kalıntısı vardır. Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldığı zaman kurulan beylikler arasında olan Umur Bey Han Beyliği’nin merkezi Göynük’tür. Bizanslılarla yapılan çarpışmalarla Osmanlılar Umur Bey Han’ın elinden Göynük’ü almıştır. Osmanlının ilk kuruluş dönemlerinde Orhan Gazi’nin oğlu, Gazi Süleyman Paşa, Göynük’e yerleşerek burada kendi adı ile anılan muhteşem bir cami ve bir de hamam (1331-1335) yaptırmıştır. Osmanlı’nın kuruluş dönemi mimari eseri olan bu muhteşem cami ve hamam halen kullanılmaktadır. İstanbul’un ikinci defa kuşatılmasından sonra Bizans İmparatoru Yuannis ile anlaşan Yıldırım Beyazıt, Göynük dolaylarından bir kısım ahaliyi İstanbul’da kurulacak İslam Mahallesi için İstanbul’a yerleştirmiştir. Ancak yapılan anlaşma bozulunca Göynüklüler İstanbul’dan ayrılarak Tekirdağ’da Göynüklü Köyü’nü kurmuşlardır. 1453 yılında İstanbul’un Fethi’nde, Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin Hazretleri olup Fetih’te büyük katkısının olduğu da tarihe geçmiştir. Bu büyük veli Akşemseddin Hazretleri, Eyüp Sultan Hazretlerinin kabrini bulmuş ve Pasteur’den asırlarca önce mikrobu keşfetmiştir. Fetih’ten sonra devlet işlerinden elini çeken Akşemseddin Hazretleri Göynük’e yerleşerek 15 yıl burada yaşamış ve Göynük’te vefat etmiştir. Bu Büyük zatın türbesi Göynük’tedir. Bununla birlikte büyük velilerden Debbağ Dede Hazretleri ve Ömer Sikkini Hazretleri’nin türbeleri de Göynük’te bulunmaktadır. Cumhuriyet Dönemi’nde idari teşkilat yeniden kurulduğundan, Bolu vilayet olmuş, Göynük, Düzce, Gerede ve Mudurnu, Bolu’nun ilk kazalarını oluşturmuşlardır. Halen Göynük Bolu’ya bağlı bir ilçedir. 1923’de ilçenin ilk Kaymakamı Hurşit Bey olup bu dönemde Kurtuluş Zaferi anısına ilçenin hâkim tepesine Zafer Kulesi inşaa edilmiştir. Halen bu kule tarihi anıtsal yapı olarak korunmaktadır. Göynük, kültürü, tarihi, tabiatı, maneviyatı ve gezilip görülmeye değer birçok zenginlikleri ile tarihi atmosferi ile yaşanabilecek ender bir Anadolu şehri olması özelliğini korumaktadır. Göynük, güven içinde, sessiz, sakin bir yaşam için idealdir. Büyük kentlerin gürültüsünden, kalabalığından ve stresinden uzaklaşmak isteyenler için gönül rahatlığıyla doğa ile baş başa bir tatil için mükemmel bir yerdir Göynük. Her yıl Mayıs ayının son Pazar günü ilçede ‘Akşemseddin’i Anma Şenlikleri’ yemekli olarak yapılmaktadır.[/toggle]

[toggle title=”Kıbrıscık” state=”close”]Bolu’nun güney kısmında yer alan Kıbrıscık, 621 km² alana sahiptir. Denizden yüksekliği ise 1.130 metredir. İlçenin batısında Seben, kuzeyinde Bolu ve Dörtdivan, güneyinde ise Beypazarı bulunmaktadır. Yoğun göçle karşı karşıya gelen Kıbrıscık, 2.549 kişi ilçe merkezinde, 2.985 kişi köylerde olmak üzere 5.534 kişi yaşamaktadır. Kıbrıscık’ın 22 köyü bulunmaktadır. İlçe, Bolu’ya 65 km, Beypazarı’na 54 km, Seben’e 50 km mesafede bulunmaktadır. Kıbrıscık’a ait ilk bulgular MS 100 yılına kadar uzanmaktadır. W. M. Ramsey’e ve tarihçi Plinius’un yol haritasına göre, ilçe İlk Çağ’da Siberis denen ırmağı (şimdiki adı Aladağ Çayı) oluşturan kollardan Uludere’nin kenarında yer almaktadır. Siberis adının bir diğer söyleniş biçimi Kyberis’tir. Kuwa ya da Suwa ön takısı (Hitit) dilinde ‘İyi, güzel, kutlu, kutsal’ anlamına gelir. Siberis (Kyberis) kelime olarak, ‘Kutsal gür su’ demektir. Buradan yola çıkarak Kıbrıscık adının da Kyberis’den geldiğini söylemek mümkündür. Yeniden oluşturulan teşkilatlanma ile Bolu Voyvodalığı kaldırılıp, yerine daha geçerli ve disiplinli bir yönetim olan Mutasarrıflık kurulur. Bu sırada Bolu’nun 19 Voyvodalığı vardır ve bunlardan birisi de Kıbrısçık Voyvodalığı’dır. Bugün birçok köyde ‘Ayanlar’ adı ile anılan sülaleler vardır ki o zamanın idarecilerinin soylarının devamları olan akrabalarıdır. 1864 – 1908 yılları arasında Kıbrıscık, Kastamonu İli’ne bağlı Bolu Sancağı’nın bir bucağı durumundadır. 1908 yılında II. Meşrutiyet ilan edilince, Bolu müstakil bir Mutasarrıflık oldu. 1334 Bolu Salnamesi’ne göre Kıbrıscık’ın Bolu’ya bağlı bir bucak olduğu görülür. 1 Nisan 1958′de ise Bolu’ya bağlı bir ilçe olmuştur. Kıbrıscık – Beypazarı yolu üzerinde ilçeye 22 km mesafede bulunan Karagöl, 1 hektar genişliğinde oldukça derin bir göldür. Çevresi tamamen ormanlık olan ve Orman İşletmesi’nce koruma altında olan gölde kamp yapmak için çok güzel yerler vardır. Kıbrısçık’ta Karadeniz ve İç Anadolu karasal iklimini etkileri görülür. Bahar ve kış ayları yağışlı, yaz aylarında kurak bir iklim hâkimdir. İlçe, 32.836 hektarlık ormanlık alana sahiptir. Bunun 15.174 hektarlık alanı verimli ormandır. Geri kalan alan ardıç, meşe, bodur cam gibi baltalık alanlardır. Ormanlarda sarıcam, karacam, köknar, ardıç, meşe ve çalılıklara rastlanır. İlçe ekonomisine katkı sağlayan başlıca ürünler Kıbrısçık pirinci, bal, küçük ve büyükbaş hayvancılık, tavuk üreticiliği, bunun yanında orman envaleri başta gelmektedir.[/toggle]

[toggle title=”Mengen” state=”close”]Bolu’nun kuzeydoğusunda yer alan ilçenin kuzeyinde Devrek, doğusunda Eskipazar, kuzeydoğusunda Yenice, güneydoğusunda Gerede, güneyinde Yeniçağa, güneybatı ve batısında Bolu toprakları ile sınırlı olarak yaklaşık 898 km² alana sahiptir. İlçe merkezi 10 mahalleden oluşmuştur. Ayrıca ilçe merkezine bağlı 55 köy bulunmaktadır. İlçenin Pazarköy ve Gökçesu ismi iki beldelesi bulunmaktadır. İlçenin rakımı 610 metre olup, nüfusu 14.623 kişidir. İl merkezine uzaklığı 56 km’dir. İlçe ekonomisinin büyük bir bölümü orman üretimine dayanmaktadır. Bunun yanında tarım, hayvancılık, nakliyatçılık ve küçük sanat kolları ilçe ekonomisinin bir bölümünü teşkil etmektedir. İlçede; Kayabükü, Akören – Kisecik Mevkii’nde ve Çayköy’de kilise kalıntıları bulunmaktadır. Güneyhisar ve Avşar’da; ev kayası, Karakaya’da; Balkayası ve Oyukkaya, Teberrikler köyünde Yanıkdeğirmen mağaraları bulunur. Gözecik Köyü’nde Bizanslılara ait, Çorakkadirler ve Aktepe köylerinde Cenevizlilere ait sütun taçları vardır. Elemen ve Güney köylerindeki camilerin kiliseden camiye çevrildiklerine dair izler vardır. Kadısusuz Köyü’nde de tarihi kalıntılara rastlanmaktadır. İlçenin ormanlık bir bölgede bulunmasından dolayı yüksek yaylalar bulunmaktadır. Başlıca yaylalar; Soğucak, Akçakoca, Bürnük, Sırıklı, Çukuryayla, Göl Yaylası, Aktepe, Ağalar, Küçükkuz, Civcivler, Mamatlar, Elemen ve Afşar yaylalarıdır. Şirinyazı Göledi, Ağalar Gölü, Dipsiz Göl, Yayladağ Gölü, Bölükören Gölü, Ödek, Kemal Savaş, ve Hızarderesi göletleri önemli mesire yerleridir. Aşçılık Mengen’in en büyük özelliği; yüzyıllardan beri adeta babadan oğlula geçercesine devam eden çok ünlü aşçılar yetiştirmesidir. Mengen’de her yıl Haziran ayı içinde geleneksel ‘Mengen Aşçılar ve Turizm Festivali’ düzenlenmektedir. Festivalin amacı aşçılık sanatını ve Mengen’i tanıtmaktır.[/toggle]

[toggle title=”Mudurnu” state=”close”]Mudurnu, Bithinyalılar zamanından beri var olan eski bir kasabadır ve çeşitli medeniyetlerin ilk yerleşim yeridir. Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklulardan sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bir ara Tekfurlar yönetimindeyken, Bursa tekfurunun kızı Matarnı (Moderna) adına yapılan kale, kasabaya ad olmuş, çeşitli şekillerde söylene söylene Mudurnu halini almıştır. Mudurnu Tekfurluğu, 1307 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Samsa Çavuş da Mudurnu – Göynük – İzmit bölgesine ‘Uç Beyi’ olarak tayin edilmiştir. 1320 yılına kadar bu bölgenin denetimi ve Türkleştirilmesi görevini Akçakoca ve Konuralp adlı gaziler sürdürmüştür. Mudurnu, Kurtuluş Savaşı’nda, Kuvay-i Milli’ye destek vermiş ve bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk’ün teşekkür telgrafıyla onurlandırılmıştır. 24 Ekim 1920 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Mudurnu halkına gönderdiği telgraf’ta şu ifadeler yer almıştır: ‘Sevgili Mudurnulular! Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde Kuvay-i Milli’ye verdiğiniz destek ve gösterdiğiniz kahramanlığa teşekkür ederim.’ Kentsel sit alanı ilan edilen Mudurnu, eski Türk evleri bakımından önemli bir özelliğe sahiptir. Sivil mimari özellikleri açısından Göynük evlerine benzerlik gösteren ilçenin, tarihini ve kültürünü yansıtan bu evler korumaya alınmıştır. İlçede bulunan 165 konut, 8 cami, çeşme ve hamam olmak üzere toplam 173 mimari değeri yüksek yapı bulunmaktadır. Her yıl Temmuz ayının ilk haftasında, Mudurnu İpekyolu Kültür Sanat ve Turizm Festivali düzenlenmektedir. Mudurnu Belediyesi, 27 yıl aradan sonra Mudurnu Panayırı’nı yeniden hayata geçirdi. Panayır, her yıl Eylül ayında kurulacak ve geleneksel hale getirilecek. Belirli aralıklarla bir araya gelen mahallenin genç erkekleri ve yetişkinleri, ‘birikme gecesi’ düzenlerler. Birikmeler; gençlere sosyal yaşamın kurallarının öğretildiği ve aynı zamanda doğaçlama olarak yöresel ağızla gösteri sanatlarımızdan birisi olan bir nevi orta oyunlarının oynandığı bir aktivitedir. Yöresel sorunların konuşulduğu, çözüm yollarının arandığı ve hemşeriler arası sevgi, saygı, güven duygusunun pekiştirildiği sosyal bir birlikteliktir birikme geceleri. [/toggle]

[toggle title=”Seben” state=”close”]Bölgenin eski bir yerleşim alanı olduğu, çevresinde bulunan kaya evlerinden anlaşılmaktadır. Bölge, 1324 yılında Bolu’nun fethiyle Osmanlı yönetimine geçmiştir. 1911 yılında, şimdiki Keskinli Mahallesi’nde, Mudurnu İlçesi’ne bağlı ‘Çarşamba’ isimli bucak kurulmuş, 1946 yılında ‘Seben’ adını alarak ilçe olmuştur. Bu gün, ilçeye bağlı 2 mahalle ve 29 köy bulunmaktadır. İlçe, ismini kuzeyinde bulunan Seben Dağları’ndan almıştır. Seben; yüce dağ, ulu dağ anlamına gelmektedir. Bolu’ya 54 km uzaklıkta bulunmaktadır. Seben Gölü, Kartalkaya Kayak Merkezi, Pavlu Kaplıcaları, Fosil Ormanı ve kayaevlerini bünyesinde barındıran, Seben elması, Seben domatesi, Seben karpuzu, Seben üzümü, Seben pekmezi, Seben ıza bulguru, Seben Çeltikdere pirinci ve Seben Korucuk fındığı gibi organik olarak markalaşmış ürünler üreten Seben, yakın bir gelecekte, eğitim, kültür, spor, tarım, sanayi ve turizm kenti olarak yıldızı parlayacak ve adından sıkça bahsettirecektir. Seben – Bolu yolu üzerinde, ilçeye 24 km mesafede bulunan Seben Gölü, Karadeniz Bölgesi’nin en büyük gölü olup, çevresinin uzunluğu 22 km, yüksekliği 1.400 metre, kapladığı alan 8,3 km2 ve su toplama kapasitesi 50 milyon m3 dür. Seben ilçe sınırları içerisinde bulunan Kartalkaya Kayak ve snowboard merkezi, Türkiye’nin en gözde kayak merkezlerinden biridir. Burada her türlü kış sporları yapılmakta ayrıca; tatil ve dinlenme amaçlıda kullanılmaktadır. Pavlu Kaplıcası, Seben ilçe merkezine 14 km uzaklıkta, Kesenözü Köyü sınırları içerisinde, 70 – 80 °C sıcaklığa sahip 2 termal kaplıca işletmesi bulunmaktadır. Romatizma, kireçlenme, bronşit, sinir boyunca yayılan iltihaplanma, eklem kireçlenmesi, baş ağrısı, cilt, böbrek taşı dökülmesi, doğum ve güneş lekesi, bel ve boyun fıtığı ve kadın hastalıkları gibi hastalıklara faydalı olması nedeniyle, bölgedeki il ve ilçelerden birçok hasta, tedavi amacıyla Seben Pavlu Kaplıcaları’na gelmektedir. Solaklar Kayaevleri, Solaklar Köyü sınırları içinde olup, ilçe merkezine 4 km uzaklıktadır. Bu evler 4 – 5 katlı kaya evi şeklinde ve her kat birbirine baca merdivenlerle bağlıdır. Kaya evlerinin yanı başında alabalık tesisi bulunmaktadır. Muslar Kayaevleri, Kaşbıyıklar Köyü sınırları içerisinde olup, ilçeye 7 km uzaklıkta bulunmaktadır. 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilen ve Moğollara yenik düşen Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Mehmet Çelebi, birçok odadan oluşan bu kaya evlerinde saklanmış, daha sonra Seben’den yola çıkıp Osmanlı Devleti’ni yeniden kurmuştur. Yuva Köyü Sendik Kayaevleri, ilçeye 55 km uzaklıktadır. Yuva Köyü yakınında, Çeltikdere Köyü, Kınıkçı Kanyonu’nun kuzeyinde bulunmaktadır. Ulaşım Yuva Köyü ve Kınıkçı Kanyonu’ndan sağlanmaktadır. Kayaevleri, 3 – 4 katlı küp şeklindeki odalardan oluşmaktadır. Hoçaş Köyü Fosil Ormanı, ilçeye 16 km uzaklıktadır. Muhtelif ebat ve mesafelerdeki taşlaşmış ağaç gövdelerinden meydana gelen fosillerden oluşmaktadır. Fosil Ormanı, dünyanın tarihi ve üzerinde yaşanılan toprakların geçirmiş olduğu değişimleri öğrenmek açısından taşıdığı bilimsel öneme ek olarak, eko turizm ve doğa temelli yaygın eğitim fırsatları açısından da önem arz etmektedir. Seben’in en önemli gelir ve geçim kaynağı meyvecilik ve hayvancılık olduğundan, ilçede her yıl Ekim ayı içerisinde Elma Festivali, Hasat Şenliği ile Hayvan ve Emtia Panayırı düzenlenmektedir. Ayrıca hacet ve yayla bayramları da ilçenin önemli etkinlikleri arasındadır. Bu bayramların başlıcalar, Cuma bayramı, Gökyar bayramı, Hamam bayramı ve Kızık Yayla Bayramı’dır. Ayrıca; bu bayramların dışında, köylerde ve köylere ait yaylaların büyük bir kısmında hacet ve yayla bayramları yapılır. İlçeye bağlı Alpağut Köyü’nde, her yıl ‘Nevruz Günü’ kutlamaları yapılmaktadır. Köklü bir Türk geleneği olan nevruz gününde, Nevruz Tepesi olarak adlandırılan alanda büyük bir nevruz ateşi yakılmaktadır. Baharın müjdecisi olan nevruz, aynı zamanda yörede, köylerden yaylalara göçünde bir habercisidir.[/toggle]

[toggle title=”Yeniçağa” state=”close”]Bolu’nun doğusunda yer alan Yeniçağa, il merkezine 38 km, Ankara’ya 150 km, İstanbul’a 280 km mesafede bulunmaktadır. Yeniçağa, şu an ki yerine yakın bir zaman önce göç etmiştir. Daha önceki yerleşim yeri Eskiçağa Köyü’nün olduğu yerdir. Eski yerleşim yerinin adı Çağa’dır. Çağa, Bolu’nun doğusunda Yeniçağa Gölü’nün kuzey doğusundadır. Malazgirt Savaşı’nda sonra Anadolu’ya gelen Türkler tarafından kurulmuştur. 800 yıldan fazla bir süre yörenin önemli kasabalarından biri olmuştur. 1074 – 1078 yıllarında Türkler tarafından fethedilen Çağa ve civarı hemen iskân edilmiştir. Bu toprakların fatihi olan Çaka Bey’in hatırasına kurulan yerleşim yerine Çaka (Çağa) adı verilmiştir. Zamanla gelişen, büyüyen Çağa, Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarında Bolu Sancağı’na bağlı bir kaza olmuştur. 18 yüzyıldan sonra ise küçülmüş önemini yitirmeye başlamış. Bolu Sancağı, Gerede’nin bir nahiyesi durumuna gelmiştir. 1800’lü yılların sonunda ve 1900’lü yılların başında yaşadığı iki büyük yangınlar neticesinde büyük hasara uğramıştır. Çağa’nın yarısından fazlası bu yangınlar sonunda yanıp kül olmuştur. Yangın nedeniyle evsiz kalmış halka yeni evler inşa etmek için daha geniş bir alana yeni bir yerleşim kurma düşüncesi kabul edilmiştir. Çağa Gölü’nün güneyinde boş bir çayırlık alan Mumpınarı Mevkii yeni yerleşim için uygun görülmüştür. Bugün ki Yeniçağa, 1910 tarihinden sonra buraya kurulmuştur. Çağa, Yeniçağa’nın (Reşadiye) kurulmasıyla eski önemini yitirmiş ve Yeniçağa’ya bağlı bir köye dönüşmüştür. Yeniçağa’nın kurulmasına dönemin Padişahı Sultan Reşat öncülük yapmış olup ilk gelenlere 18’er adet Reşat altını verilmiş. Bundan dolayı yeni yerleşim yerine Reşadiye adı verilmiştir. 17 Temmuz 1934 yılında Atatürk’ün Bolu’ya ziyareti esnasında Reşadiye’ye uğramış, Çağa Gölü kenarındaki iskelede dinlenmiş, tarihçesi anlatıldığında, eski adı ‘Eskiçağa’ yeni adı “Yeniçağa olsun burası köyden nahiyeye dönüştürülsün ve bir adet hastane yapılsın” demiş ve şu cümlelerle konuşmasına devam etmiş; “Çok güzel bir memleketiniz var. Daha önce görmüş olsaydım belki payitahtı buraya kurdururdum.” Yeniçağa, Atatürk’ün bu güzelliği ödüllendirmesi üzerine 1934 yılında nahiye olmuştur. Yeniçağa, Camiatik, Asılbey ve Gölyüzü mahallesi adıyla üç mahalleden ve Adaköy, Aşağı Kuldan, Çamlık, Akıncılar, Dereköy, Doğancı, Eskiçağa, Gölbaşı, Hamzabey, Kemaller, Kındıra, Örenköy, Sarayköy, Şahnalar, Yamanlar, Yukarı Kuldan olmak üzere 16 köyden oluşmaktadır. Gerede’den sonra Bolu’nun en büyük ilçesidir. Aynı zamanda göl ile şehrin iç içe olduğu tek ilçedir. Yeniçağa Gölü, 2.780 dekarlık bir alanı kaplamaktadır. Ünlü Seyyah Evliya Çelebi’den büyük şair Orhan Veli’ye kadar birçok insanın dizelerine konu olan Yeniçağa Gölü, dip kaynaklardan beslenen doğal bir göldür. En derin yeri 12 metredir. Doğal göl olmasından dolayı kuşların ve balıkların cennet mekânıdır. Öyle balıklar çıkmaktadır ki, Evliya Çelebi’nin tabiri ile her biri beşer onar okka gelmektedir. Balıkların sıhhatli ve lezzetli olmalarının sebebi gölde yetişen eğir otu kökü ile beslenmelerine bağlanmaktadır. Aynalı sazan, çay balığı, kerevit gölde rastlanan balık türleridir. Gölde yüz doksana yakın kuş türü görülmektedir. Karabataktan kartala, leylekten pelikana, bülbülden yalıçapkınına kadar yüzlerce kuş Yeniçağa Gölü’nde beslenmekte, konaklamakta ve adeta burayı kuş cennetine dönüştürmektedir. Kuşlara mükemmel bir ev sahipliği yapan Yeniçağa Gölü doğal yaşam ortamı olduğundan dolayı uluslar arası Ramsar sözleşmesi kapsamına alınarak ülkemizdeki 137 sulakalandan biri seçilmiştir.[/toggle]